X
Kaynak

Diyar TV çok güzel bir kanal, Allah hepinizden razı olsun. Hocanızın tek amacı Allah'ın rızasını kazanmak ve Allah'ı sevmeyi tada tada anlatıyor.
Genişlet
Tarih: 03 Aralık 2015
Kategori: İslam
1,713 Kez İzlendi
0 Beğeni
Favorilere Ekle
Soru
Diyar TV çok güzel bir kanal, Allah hepinizden razı olsun. Hocanızın tek amacı Allah'ın rızasını kazanmak ve Allah'ı sevmeyi tada tada anlatıyor. Biz de bu sohbetlerden edebildiğimiz kadar istifade ediyoruz. Allah yar ve yardımcınız olsun.
Sorunun Orijinali
Çok güzel dini bir kanal. Allah hepinizden razı olsun. Hocanızın tek amacı Allah’ın rızasını kazanmak. Allah’ı sevmeyi tada tada anlatıyor. Biz de bu sohbetlerden edebildiğimiz kadar istifade ediyoruz. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Cevap
+Büyüt-Küçült

İnsan mutlaka gönül itibarıyla kiminle beraberse ahirette de onunla beraber olur ve onların kazandığını onun kazandığını kazanır.       

Onun için Allah ayeti kerimede buyuruyordu: “Allah’a karşı takva sahibi olun!”[1] başka bir ayetinde ise “Sadıklarla beraber olun!”[2]

Bize düşen Allah’a karşı sadıklarla olan gönül beraberliğidir. Gönül itibarıyla sadıklarla beraber olmak lazım ki Allah’ın emrini yerine getirmiş;  yani sorumluluğumuzu yerine getirip, Allah’a karşı takva sahibi olmuş olalım. Böyle olunca kardeş olur, bir olur, beraber olur ve birbirimizi sevmiş oluruz. Aynı şekilde dünyadayken gönül itibarıyla beraber olanları Allah ahirette de beraber eder.

 Allah ayeti kerimede buyuruyordu: “Nerde olursanız olun, o gün hepinizi bir araya getireceğiz.”[3]

Aynı şekilde Resulullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyordu; “Allah bir kulu huzura alıp hesaba çekti, o kul yetmiş yıl Hz. İbrahim’in makamıyla Kâbe arasında ibadet yapmıştı; ama o kıyamet gününde, Allah ona bir sahne gösteriyor. O kul kendini bir takım günahkâr insanlarla facir [4]insanlarla haşrolup[5] o topluluğun içinde buldu ve dedi ki;

- “Ya rabbi ben bunlardan değilim. Ben yetmiş sene boyunca Kâbe’nin önünde ibadet yaptım. Beni bugün bunlarla neden beraber ettin?”

Allah buyurdu ki;

- Doğru söyledin, ibadet yaptın; ama senin gönlün onlarla beraberdi.”

Yani onları seviyordu, onlarla beraberdi. Onun için herkes gönlünün kimlerle beraber olduğuna bakmalıdır. Gönül kimlerle beraberse ahirette de onlarla beraber oluyor.

Yine Resulullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyor; ”Bazen öyle olur ki dünyanın bir ucunda zulüm vardır, diğer ucundaki onlara meyletmiştir; o zalimlere meyletmiştir. Onların zulmünü hoş görmüştür. Onların zulmünü doğru olarak kabul etmiş, desteklemiştir. O da aynı şekilde yapılan bütün zulümlerden payını alır. Biri cinayet işlemişse o cinayete, o katle ortaktır.”[6]

Niye ortaktır?

- Gönül itibariyle desteklediği için. Ama bazen de öyle olur ki insan o cinayet işlenen yerdedir; fakat gönül itibarıyla onlarla beraber olmadığı için o kişi onlarla beraber değildir.

 Eğer bir tek gönül beraberliği bile bize Allah’ın dostluğunu, dostlarıyla beraber olmayı kazandırıyorsa; aynı şekilde zalimlerle beraber olduğumuzda da bizi zalimlerden yapar. Gönlümüzün kiminle beraber olduğuna bakmamız lazım. Kimin zulmünü doğruymuş gibi gösterdiğimize, konuştuğumuza ve gönül itibarıyla kimleri desteklediğimize bakmamız lazım. Yoksa orda olmadığımız halde elimizden bir şey gelmediği halde o cinayetlere, o zulümlere ortak olmuş oluruz.

Kim şeytandan yanaysa şeytanın işini yapıyorsa; yani düşmanlık yapıyorsa kin, haset, nefret tohumları ekiyorsa düşmanlıktan yana tavır koyuyorsa zulmediyorsa gönlümüz de onlardan yana olursa yarın kıyamet günü göreceğiz ki biz de onlarla beraberiz.

Hiçbir zulmü yapmamış olsak bile onların arkadaşı olmuş oluruz; çünkü gönül itibarıyla onlara destek verdiğimiz için o ateşi alevlendirmişiz, ateşe benzin dökmüşüzdür. Oysaki bize düşen ateşe benzin dökmek değil su dökmektir. Rahmetle ve merhametle muamele etmektir. Yanlışa yanlış, doğruya doğru demektir. Doğru olan, hak olan bir tek Allah’ın söylediğidir. Resulünün söyleyip yaptığıdır. Başka hak olan yoktur. Her kim böyle yaparsa kendini Allah’a şirk koşmuştur. Onun söylediğini kabul edenler de onu Allah’ın yerine koymuş, Allah’ı kabul etmemiştir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v ) sahabesiyle kendisine tâbi olanlarla gittiği bir yol vardır. Bunun dışında biri başka bir yol icat eder ve “Bu benim yolum, gelin bana uyun!” derse o kişi, ilahlık iddia etmiştir, peygamberlik iddia etmiştir. Ona uyanlar da onun ilahlığını ve peygamberliğini kabul etmiştir.

Bakacağız, alemlerin rabbini mi rab olarak kabul ediyoruz, onun peygamberini mi peygamber olarak önder ve örnek olarak kabul ediyoruz yoksa başkalarını mı ilah edinmişiz, başkalarını mı kendimize örnek almış, peygamber edinmişiz. Allah’ın kitabına göre mi bir hayat yaşıyoruz, Allah’ın dinini mi kabul etmişiz yoksa başka kitaplara göre mi yaşıyor, düşünüyor, konuşuyor ve hüküm veriyoruz. Herkesin kendine bakması gerekir.

Allah ayeti kerimede kıyamet günü için öyle buyurdu: “…O gün en candan dostlar bile birbirine düşman kesilir.[7] (iman edenler, muttakiler, Allah için birbirine dost olanlar, birbirini sevenler hariç) İşte o gün kişi anasından, babasından, kardeşinden, eşinden, evladından kaçar.”[8]

Yani o gün en candan dostlar bile birbirine düşman kesilir; ama muttakiler Allah için birbirine dost olanlar, birbirini sevenler hariç dedi. kişi o gün anasından, babasından, kardeşinden, eşinden, evladından kaçar dedi. Ebedi olan Allah’ın dostluğu ve bu ebediyen devam eder ama insanların fani olan dostluğu, kabre kadar, mezara kadar kıyamet yerine kadardır. Onlar orada birbirlerine düşman kesilirler.

Neden candan dostlar birbirlerine düşman kesilir?

Çünkü dostluk Allah için yapılmamış ve onlar birbirlerini Allah’a kul olmaya, âbd olmaya, aşık olmaya, ebedi hayatı kazanmaya, Hz. İnsan olmaya davet etmemişlerdir. Birbirlerini dünyaya davet etmiş, para kazanmaya davet etmişlerdir veya başka menfaatler için bir ve beraber olup ebedi hayatlarını kaybetmişlerdir.

Eğer biri ahirete iman etmişse ahireti dünyadan daha çok sever. Hayatını, yaşantısını ahireti kazanmak üzere yaşar. Bunun için çaba ve gayret sarf edip dünyasını ahiretine kurban eder. Eğer biri rabbini istiyorsa nefsini Allah’a kurban eder. Yok eğer bunu böyle yapmazsa tersini yaparsa ebediyen kaybeder.

Allah ayeti kerimede öyle buyurdu: “Canlıların en kötüsü aklını kullanmayan (insanlar) sağırlar ve dilsizlerdir.”[9]  Yani kendimizi, rabbimizi ve ebedi hayatımızı kaybetmeyelim diye aklımızı sonuna kadar kullanmak zorundayız. Neyin bizim için hayır neyin şer olduğunu öğrenmek zorundayız, anlamak zorundayız ki hayra koşabilelim ve şerden de uzaklaşabilelim.

Allah’ın emri ve vahyi şakaya gelmez, Allah şakaya gelmez! Kendi kendimize “Bugün böyle yaparım, bence bu böyledir.” diyemiyoruz. Bize göre o öyleyse Allah’a göre olan nedir peki? - Bu durumda “Biz Allah’tan daha iyi biliyoruz.” demiş oluruz. Böyle biri mü’min olmaz; bununla beraber eğer biri rabbini kabul etmemiş ve kendini kaybetmişse bir başkası onun peşinden nasıl Allah’a gidebilir, nasıl ona tâbi olur, nasıl bu doğru yapıyor diyebilir? 

Tâbi olduğumuz kişi kendini, insanlığını ve ebedi hayatını kaybetmişse ve biz ona tâbi olmuşsak, bize sadece cehennemin yolunu göstermiş olur.

Mü’min feraset sahibidir, basiret sahibidir. Mü’min Allah’ın nuruyla bakar ve görür. Eğer görmüyorsa mü’min değildir, mü’min olmamıştır.

Kişi Allah’ın nuruyla bakmayınca imanı sadece inanmaktan ibaret zanneder. Bu inancı da kendine göredir; yani aklına uyunca, işine gelince kabul eder. İşine gelmeyince bunu kabul etmez. Unutmamamız gereken bir şey var ki o da hesap günüdür; yani o büyük gün bizi bekliyor. 

Mesela; Allah bize yüz yıl sonra izin verse dünyaya gelsek şu anda yaşayan insanların hiçbirini görmeyiz. Peki, yüz sene sonra orada yaşayanlar kimlerdir? - Şu anda yaşayanların çocukları, torunları, torunlarının torunlarıdır. Yüz sene sonra hiç kimse bizi hatırlamaz, yüz sene önce de kimse bizi hatırlamıyordu. Bizi bilen ve seven bir tek Allah’tır; çünkü kulunu o yaratmış, o dünyaya göndermiş, o imtihana tabi tutmuş ve kazanma imkânını da o vermiştir. Bize de düşen ona kul olmaktır, rabbimizi dinlemek, onun hesabını yapmak ve hiçbir hesabı da onun önüne koymamaktır.

 

 

 


[1] Ali İmran/102










[2] Tevbe/119










[3] Bakara/148










[4] Yalancı, fasık, zinakâr ve asi










[5] Toplamak, bir araya getirmek










[6] Buhari, Edep 96; Müslim Birr 165










[7] Zuhruf / 67










[8] Abese/ 34-36










[9] Enfal/ 22

Yorumlar
Yorum Yok
Yorum Yaz
Şimdi Gönder
Bize Ulaşın
Hakkımızda
Diyar tv

iletisim@soruvesorunlar.com

0312 336 70 48

Unutmayın;

"Cevabı olmayan hiçbir soru yoktur"

Muhammed Hüseyin (R.A)

Bu proje bir

soruvesorunlar.com 2015