X
Kaynak

Doğru bakış doğru tercih nasıl olmalıdır?
Genişlet
Tarih: 17 Eylül 2015
Kategori: İman
1,416 Kez İzlendi
1 Beğeni
Favorilere Ekle
Soru
Doğru bakış doğru tercih nasıl olmalıdır?
Cevap
+Büyüt-Küçült

Herkese göre mutlaka bir bakış vardır. Herkes gönlündeki ile bakar, nasıl anlamışsa öyle bakar. Bilgisine göre, ilmine göre, marifetine göre, anlayışına göre bakıp kararını da tercihini de öyle yapar; ama doğru bakış deyince, doğru tercih deyince Allah’ın bütün kullarına düşen; önce Allah’a göre bakmaktır, tercihini de Allah’a göre yapmaktır. Daha doğrusu, Allah’ın onun için tercih ettiğini tercih etmektir. Eğer doğru bakarsa, Allah ile bakarsa tercihini de Allah’a göre yapar. Dolayısıyla doğru tercihi yapmış olur. Yoksa ya nefsine göre bakar ya şeytana göre bakar ya birilerine göre bakıp kararını öyle verir, hükmünü öyle verir. Dolayısıyla tercihini de öyle yapar. Bu bütün insanlar için böyledir. Bu yüzden doğru bakabilmek için iman ile bakmak gerekiyor, Kur’an ile bakmak gerekiyor; yani Allah ile bakmak gerekiyor, Allah’ın resulü ile bakmak gerekiyor. Herhangi bir şeye, herhangi bir olaya bakarken Resulullah Efendimiz ona nasıl baktıysa, onu nasıl anladıysa, nasıl yorumladıysa eğer insan da onun gibi bakarsa Allah’a göre bakmış olur, resulüne göre bakmış olur; O zaman bakışı da tercihi de doğru anlamış olur.

Bir de söz hakkı diye sormuştunuz.

Söz hakkı; herkes kendi hayatı üzerinde söz hakkına sahiptir. Kendi hayatı için söz söyleyebilir. Böyle bir hakka sahiptir; ama asıl söz hakkına sahip olan yine Allah’tır. Eğer mülk Allah’ınsa; Allah, ‘’Dünya da Allah’ındır ahiret de Allah’ındır’’[1] buyurdu ayeti kerimede. Kullar da onun kuluysa; bu durumda hem dünyada hem ahirette hem kulları üzerinde söz hakkına sahip olan Allah’tır. Eğer biz, söz hakkını Allah’a vermezsek söz hakkını mutlaka birilerine veririz, vermişiz de. O söz hakkını, o konuşma hakkını; o tercih hakkını, o bakış hakkını ya nefsimize ya şeytana ya birilerine vermişiz ki; bu, insanın kendi aklını kullanması değildir. Aklını kullanmak bu değildir. Birilerine aklımızı, kendimizi kullandırmış oluruz. Dolayısıyla aslında farkında olsak da olmasak da onun kulu olmuş oluruz. Ya nefsimizin kulu, kölesi ya şeytanın kulu, kölesi ya da başkalarının kulu, kölesi olmuş oluruz. İnsan hiçbir zaman kul olmaktan kurtulamaz. Ya Allah’a kul olur ya da nefsine kul olur, şeytana kul olur, başkalarına kul olur. Eğer Allah’a kul olmazsa; Allah’ı Rab olarak, ilah olarak kabul etmezse Allah’ın yerine başka rabler edinir. Hem de bir tane değil, birçok rabler edinir. Hangi konuda kimin söylediğini tercih etmişse o onun rabbi olmuş olur, onun ilahı olmuş olur. Onun bakışı ile bakmış olur, onun tercihi ile tercih etmiş olur ki ona tabi olmuş olur, ona uymuş olur, ona itaat etmiş olur. Dolayısıyla ister farkında olsun ister olmasın sevdiği de ilahı da o olur. Hayatının herhangi bir yerinde eğer söz hakkını bir başkasına tanıyorsa eğer o da Allah’ın dışında Allah’tan başka bir hüküm vermişse onu ilah edinmiş demektir. Onu Allah’ın önüne koydu demektir, ben kısaca bunu böyle söylemiş olayım. Doğru bakabilmek için, doğru tercih edebilmek için mutlaka ferasetle bakmak gerekiyor. Ferasetsizlik, karanlıktaki birinin karanlığa bakarak ‘ben görüyorum’ deyip hüküm vermesi demektir. Ne buyurmuştu Resulullah Efendimiz (s.a.v.); ‘’mü’minin ferasetine karşı takva sahibi olun; çünkü mü’min, Allah’ın nuru ile bakar.’’[2] ‘Mü’minin ferasetinden korkun’ değil, öyle söylemedi. Takva sahibi olun, kelimesini korku diye tefsir edince, anlayınca insanlara ‘kork’ demiş olunur. Oysaki müminin ferasetinden korkulmaz. Tam tersine, takva sahibi olun demek ne demektir? –‘’Onu ciddiye alın, mü’min bir şey söylediyse onu ciddiye alın. O önemli bir şey söylüyor, onun verdiği karar doğru karar, yaptığı tercih de doğru tercih olur, çünkü mümindir; çünkü imanıyla bakıyor, çünkü Allah ile bakıyor. Eğer iman ile bakıp Allah ile bakıyorsa onun bakışı da doğrudur, tercihi de doğrudur’’ demektir. Eğer feraset yoksa bu durumda karanlığa bakmış olur. Karanlıkta böyle karartıları görüp onu anlatmaya çalışmıştır. Ya da yolu görmeden onu hayal edip öyle anlatmıştır. Zannına uymuştur, şeytanın verdiği vesveseye uymuştur. Kendi vehmine uymuş, tabi olmuştur. Dolayısıyla o vehim, o zan, o vesvese ciddiye alınmaması gereken bir şeydir ki Allah ‘’zan ilimden hiçbir şey değildir’’ dedi. O; ilimden hiçbir şey değildir,[3] dedi. Eğer zannımıza uyarsak, Allah’ın bizim için tercih ettiğini tercih etmezsek bu durumda; zannı, ilmin yerine koymuş oluruz. Asla doğruyu anlamış olmayız, doğruyu görmüş olmayız, doğru bakmış olmayız. Dolayısıyla doğru da tercih etmiş olmayız. Eğer söz hakkını Allah’a vermediysek, söz hakkını imanımıza vermediysek; söz hakkını mutlaka başkalarına, başka şeylere veririz ki bu durumda onu Allah’ın önüne koymuş oluruz. Ebedi hayatımızı kaybetmiş oluruz. Sadece ebedi hayatımızı kaybetmiş olmayız. Ebedi hayatı olmayanların dünya hayatı da yoktur. Ne huzuru vardır ne saadeti vardır. Sadece kendi kendini oyalamaya çalışır, kendi kendini uyutmaya çalışır. Ya da bir şeylerle sarhoş olmaya çalışıp o gönül feryadını; ruhun, Rabbini isteme feryadını bastırmış olur, görmezden gelmiş olur ama hiçbir zaman mutlu olmaz. İnsan sadece bedenden ibaret değil ki zahiri olarak ona istediklerini verince mutlu olsun. Eğer böyle düşünülürse insan herhangi bir hayvan gibi düşünülmüş olur. Herhangi bir mahlûkat olarak düşünülmüş olur. Oysa insan; Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Allah’ın, ruhu kendinden nefhettiğidir. Kendi ruhundan nefhettiği varlıktır. Melekleri secde ettirdiği, yerde gökte ne varsa hepsini hizmetine verdiği varlıktır. Dolayısıyla ondan neyi istiyor? -Hazreti insan olmasını istiyor. Kendisine nefhedilen ruh olmasını istiyor. Emaneti taşımasını istiyor, göklere, yerlere, dağlara yüklediği emaneti taşımasını istiyor. O emanetin hakkını vermesini istiyor. Emanet, Allah’ın insana nefhettiği ruhtur. Dolayısıyla o emanete sadakat da Allah’ın nefhettiği ruh olmaktır, hazreti insan olmaktır, Allah’ın ruhu, güzelliği olmaktır.

 

 


[1]
[1] Necm /25




[2] Suyûtî, el-Câmiu's-Sağır, 1, 24




[3] Necm /28

Yorumlar
Yorum Yok
Yorum Yaz
Şimdi Gönder
Bize Ulaşın
Hakkımızda
Diyar tv

iletisim@soruvesorunlar.com

0312 336 70 48

Unutmayın;

"Cevabı olmayan hiçbir soru yoktur"

Muhammed Hüseyin (R.A)

Bu proje bir

soruvesorunlar.com 2015